ETKİNLİK TAKVİMİ
Şubat / 2020
Pt Sl Çr Pr Cm Ct Pz
         
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29

GÜNCEL YAZILAR

 
 
EN ÇOK NİYE ÜZÜLÜYORUM

Hayatımda tanımaktan, beraber olmaktan büyük keyif aldığım, üzerimde iz bırakan, beni yönlendiren büyüklerim oldu. Bunları her zaman sağ iseler selametle, yaşamıyorlarsa rahmetle, minnetle, şükranla anıyorum. Bir de çeşitli vesilelerle, engellerle hiç tanışamadığım, bir araya gelemediğim insanlar var. Onlara da ulaşamadığım için üzülüyorum.

Ama esas üzüntümün sebebi daha başka bir grup. Bu söz konusu edeceğim kişilerle aynı dönemde, ortak mekânlarda, aynı ortamlarda bulunduk.  Artık nasipsizlikten midir, bereketsizlikten midir ama mutlaka benden kaynaklanan sebeplerden dolayı yanı başımızda duran kıymetlerin farkına varamadık.

Bunlardan birisi rahmetli Prof. Dr. Nejat Göyünç’tür. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Son Çağ ve Cumhuriyet Tarihi Bölüm Başkanı.

Kendisinin öğrencisi olduğumuz dönemler Türkiye’nin ideolojik kamplaşmasının ve çatışmasının en yoğun olduğu dönemlerdi. Kimin kimi tuttuğu, kimin kimi vurduğu belli olmayan karanlık dönemler. Aidiyet ve mensubiyet üzerinde şekillenen bir değerler karmaşası. Bî taraf olanın bertaraf olduğu zamanlar.

Nejat Göyünç hocamız sadece ve sadece bilim ve tarih üzerine yoğunlaşan, gündemini oraya odaklayan ve gerisine kulaklarını tıkayan bir adamdı. O dönemde Prof. İbrahim Kafesoğlu, Şahabettin Tekindağ, Bekir Kütükoğlu, Münir Aktepe, Mübahat Kütükoğlu gibi çok değerli hocalar vardı. Bunlar arasında Nejat Göyünç bizimle en çok meşgul olan, bize katkıda bulunmak için çırpınan bir öğretim üyesi olmasına rağmen bizim aklımız başka yerde gözümüz başkalarındaydı. Çok büyük ihtimalle hocamız da bizden ümidi kesmişti. Rahmetli ile sadece bir defa Üsküdar’daki evinde çay sohbetinde bulunabildim o kadar.

İstanbul Üniversitesi’nde birbirimize ısınamadan, çok fazla yaklaşamadan lisans eğitim dönemimiz bitti ve sonra hoca İstanbul Üniversitesi’ni bırakıp Boğaziçi’ne gitti. YÖK’ün ilk kurulduğu dönemlerdi ve hoca gidince İstanbul Üniversitesi’nde Yakın Çağ Bölümü de çöktü. Lisansüstü eğitimini açamadı. Biz de ortada kaldık. Sonra Nejat Göyünç hoca Boğaziçi Üniversitesinde Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümünün başına geçti. Oraya başvurdum ve kazandım. Ne yazık ki Boğaziçi günlerimizde de aynı soğukluk ve uzaklık sürdü.

Şimdi aradan yıllar geçti. En çok hayıflandığım, üzüntü duyduğum, hayatımda kayıp saydığım kişilerden birisi Nejat Göyünç’tür. Bilimsel tarafını, yayınlarını, hocalığını bir tarafa bırakıyorum. İnsanlığı, adamlığı ve özellikle “İstanbul Efendiliğini” unutamıyorum ve çok arıyorum.

Aynı dönem ve sınıf arkadaşlarımız Prof. Vahdettin Engin, Haldun Lengerlioğlu, Nazif Okumuş, Prof. Hasan Bahar, Prof. Aydın Babuna, Prof. Ahmet Kanlıdere, Prof. Ayhan Bıçak ve diğerleri. Hele Hasan Bahar kardeşim ona Sirkeci'de Hacıbekirden Demirhindi bile ısmarlamış.

Benim gözümün önünde kaçırdığım, yetişemediğim, Nejat Göyünç trenine binebilenler, onun uzattığı eli tutabilenler ne mutlu onlara. Gıptayla bakıyorum. Ona yetişemeyen, onun adını duymayan gençlere de bu vesileyle aziz hocamı ve eserlerini hatırlatıyor, rahmetle anıyorum.

Son söz gençlere;

Kitap okunur, mekan görülür, Adam gitti mi gelmez...

  EN ÇOK NİYE ÜZÜLÜYORUM